TOBB ÇALIŞTAY RAPORU !!!

08 Haziran 2017 Perşembe, 18:32
TOBB ÇALIŞTAY RAPORU !!!

                                                                     

                                                                  Sayın Üyemiz            

           TOBB Türkiye Eğitim Meclisi tarafından düzenlenen “Eğitimin Finans Kaynakları, Eğitimde Yatırım ve Rekabet Ortamları” konulu toplantı 24-25 Nisan tarihlerinde yapılmış olup, toplantı sonuç raporu ile Derneğimiz Başkanı M. Metin TAŞ’ın toplantıda yaptığı konuşma metni ilişikte sunulmuştur. 

Bilgilerinizi rica eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

                                                                                                                             

                                                                                                                 Mustafa Metin TAŞ

                                                                                                               Yönetim Kurulu Adına

                                                                                                              Dernek Genel Başkanı

 

Ekler:

1-      Sonuç Raporu

2-      M. Metin TAŞ’ın Konuşma Metni

 

 

 

 

 

 

 KONU: TOBB’un 24-25 Nisan 2009 tarihli             

                toplantısında   Derneğimiz  adına             

                Başkan  M. Metin  TAŞ tarafından             

                yapılan  konuşmanın metnidir. 

 

            Sayın Başkan, değerli katılımcılar. Konuşmama başlamadan önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum.  

            Ülkemizin kanayan bir yarası olan engelli bireylerin eğitimi ile ilgili bir kuruluş olarak ülkemizin güzide bir kurumunun düzenlediği bu oturumda davetli olmak, konuşma fırsatı bulmak, bizler için onur vericidir. Bu nedenle TOBB Başkanı Sayın Rıfat HİSARCIKLIOĞLU başta olmak üzere yetkililere teşekkürü bir borç biliyorum. Bu fırsatı kullanırken teknik, sayısal verilerle hareket etmeden, özel eğitim alanındaki sorunlarımızı da dikkatlerinize sunmaya çalışacağım. 

             Değerli katılımcılar, sizlerde biliyorsunuz, eğitim işinin finansmanı, yatırımı dünyada olduğu gibi ülkemizde de genel olarak devlet tarafından yerine getirilir. Bunun asıl nedeni de bu hizmetin belirli zaman dilimlerinde zorunlu ve devletin görevleri arasında yasal olarak sağlanmasından kaynaklanmaktadır. Eğitim sistemimiz bunu gerektirmektedir.  

             Esasen her eğitim sistemi, biri sistemin dışından, diğeri içinden olmak üzere iki faktörün etkisi altındadır. 

            Dış faktörler, her ülkenin yönetimi, sosyo-ekonomik yapısı, gelişmişlik düzeyi, tarihi oluşumuna göre değişiklik gösterir.  

             İç faktörler ise, eğitimin genel amaç ve ilkeleri, okul sistemi, öğretmen-öğrenci, öğretim programları, eğitim araçları ve mekanı ile yönetim örgütü olarak ifade edilebilir.  

             Konu eğitim olunca, eğitimin hangi sorunu olursa olsun, ister finans, ister yatırım isterse rekabet olsun, bu iç ve dış faktörler altında etkilendiği görülmektedir.  

             Ülkemizle aynı gelir düzeyinde bulunan ülkelere göre eğitime ayrılan pay zorunlu eğitim dışında daha azdır. Hızlı nüfus artışı olan ülkemizde eğitime ayrılan payın arttırılması gereklidir. 

             Ülkemizde zorunlu eğitim nedir diye sorsak, alacağımız cevap ilköğretim kademesidir. Ancak mevcut yasal düzenlemeleri değerlendirirsek; gerek Anayasamız, gerek engellilere ilişkin Kanunlar (5378, 573 vb.) engellilerin eğitiminin zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Hepimizin bildiği gibi zorunlu eğitimden anladığımız bireyin eğitimini sağlayacak yatırımlardan tutun, bu yönde bireyin eğitimi için gerekli olan harcamaların devlet tarafından yerine getirilmesidir.  

            Yukarıda arz ettiğimiz çerçevede; ilköğretim uygulamasında devlet bu zorunluluğu yerine getirmektedir.  

             Şöyle ki; 

            Eğitime ihtiyacı olan bireyin ayağına kadar giderek, okul yatırımını yapar. Öğretmenini gönderir. Eğitim çağı geleni takip eder, eğitim almasını sağlar. Bu işlerin her biri için sorumluları ve müeyyidelerini ortaya koyacak yasa-mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır.  

            Çarpıcı olacağı düşüncesiyle söylemek istiyorum. Devlet ilköğretim uygulamasında bireyin yerleşim yerinde okul yoksa, okulu olan bir yere servis aracı ile getirir ve yemeğini de karşılar.  

            Şimdi de gerek Anayasamız açısından, gerekse özel yasalar açısından (5378 ilgili 15. maddesi ) Devlet engelli bireyin eğitimini sağlayacağına göre, bu iş nasıl yapılıyor/yapılmalıdır; Düşünelim ve değerlendirelim. 

            1987 yılına kadar engelli bireyin eğitimi, rehabilitasyonuna yönelik hizmetler özel alt sınıf olarak adlandırılan bu alanda yetişmemiş öğretmenlerce yerine getirilirken, Emekli Sandığına bağlı sosyal güvencesi olan ailelerin çocuklarına bu amaçla rehabilitasyon hizmeti sunulmaya başlanmıştır. (Ödenek tahsisi yapıldı 1987) 

            1997 yılında da SSK kapsamındaki ailelerin çocuklarına bu hizmet sunulmaya başlanmıştır. (572 sayılı Kanunla) 

            2005 yılında 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca da istisnasız bütün engelli bireylerin ihtiyacını karşılama sorumluluğunu devlet üstlenmiştir. 

              Mevcut durum ise şu an itibarıyla;  

             Engelli bireyler için, ülkemizin pek çok ilinde Devlete ait okul ya da diğer eğitim merkezleri (rehabilitasyon merkezleri) mevcut olmadığı, bu nedenle verilen eğitimin %90’ının özel özel eğitim kurumlarınca yerine getirilmesinden ibarettir.  

             İstatistiklere bakılırsa nüfusumuzun yaklaşık %10’unun engelli olduğu ifade edilir. Eğitilmesi gereken engelli birey oranını ise %3’lerle ifade ederler. Bunu rakamsal olarak 2 milyon civarında ifade etmek gerekir. Ancak Özürlüler İdare Başkanlığının verilerine göre ise eğitime ihtiyacı olan birey sayısı 690.000 dir. 

             İşin bizce üzülünecek tarafı, Özel Özel Eğitim Kurumları Derneği gibi Sivil Toplum Kuruluşu olarak bizlerin bile net rakamları ortaya koyamamasıdır. 

             Şu an itibariyle yaklaşık 210.000 engelli birey Özel Özel Eğitim Kurumlarında, 12.000 engelli birey de Devlet kurumlarında eğitim görmektedir.  

            Özel özel eğitim kurumlarına bir TED Koleji, meşhur vakıf okulları gibi bakılmamalıdır. Buradaki (özel eğitim) farklı bir eğitim, engellilerin eğitimi olarak algılanmalı, bu eğitimin giderini hem mekan, hem de diğer giderler açısından Devlet karşılamalıdır. Yukarıdaki açıklamalarımızdan bu sonuca rahatlıkla gidebiliriz. 

            Uygulama nasıl oluyor derseniz; bizce 2 milyon, bir yerlere göre 690.000 olan eğitime muhtaç bireyin 12.000’ine Devlet imkanı gitmiştir. Diğerleri ne olacaktır. Çözüm açıkça bellidir. Ya özel özel eğitim okullarına, ya da özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine engelli bireyin devamı sağlanacaktır.  

            Özel özel eğitim okuluna engelli birey giderse, eğitim giderini kim karşılayacaktır. Bunu engelli bireyin annesi, babası düşünecektir. Mevcut uygulama budur. Halbuki bu çocukların eğitim giderinin karşılanması, bakımı, korunması toplumun sosyal bir sorumluluğu olup, Anayasa ve yasal yükümlülük altındadır.  

             Engelli birey rehabilitasyon merkezlerine gidiyorsa eğitim giderinin belli bir kısmı karşılanır. Yani tamamı karşılanmaz. (3797 sayılı Kanunun Ek 3. maddesi Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun gereği) 

             Rehabilitasyon merkezlerine giden engelli bireyin eğitim gideri 6 saat bireysel + 4 saat grup eğitiminin karşılanmasından ibaret olup, bireysel eğitim için 304.00 TL, grup eğitimi için ise 87.00 TL kadardır. 

             Ancak burada durmak ve düşünmek gerekir. Engelli bireyin bu giderinin karşılanması bir komando sınavından zordur. Nasıl mı? Anlatmak istiyorum. 

             * Engelli birey önce hastaneden “Özürlü Sağlık Kurulu Raporu” alacaktır, şu anki uygulamalar genel olarak hastaneler 3-6 ay sonraya randevu vermektedirler.

            * Sağlık kurulu raporu olması yeterli değildir. RAM’lar bir değerlendirme yapacaklardır. Rapor alındıktan 2-6 ay sonrası gibi randevu verirler. Randevusu geldiğinde de bu engellinin eğitim alması uygun değildir RAM larca denilebilir. Demezse raporu onay bekler. Onaylanır. Veli gider raporu alır. En fazla bir yıl sonra yukarıdaki süreç yeniden başlar.  

            Ayrıca, engelli bireyin eğitiminde rol alacak personel yetersizliği mevcuttur. Bu yetersizlik, şu anda pek çok kurumda mevcut mevzuatlarla birlikte eğitim yapılamayacak kadar sorunlar getirmektedir. Bu yönde üniversiteler yılda 325 mezun veriyor. İhtiyacı karşılamak için diğer öğretmenlerden yararlanmaya yönelik sertifika programları düzenleniyor, ama eğitime yeni katılanlar da dikkate alındığında yetersiz kalmakta, bu durum da eğitimin maliyetinin yükselmesine sebep olmaktadır. 

             İşte böyledir bizim engelli birey eğitimimiz. 

            Sayın Genel Müdürüm şu an buradadır. Kendilerine güveniyoruz. Mevzuat üzerinde beraber çalışıp, bu sıkıntıları çözmeye gayret edeceğiz, desteğini görüyoruz. Kendilerine teşekkür ederim. 

            Hem yatırım, hem de finans ne durumdadır. Yukarıdaki ifadelerimin içinde yer aldığını düşünüyorum. 

             Eğitimde rekabet nedir, ne olmalıdır, hem dünya ölçeğinde, hem de kendi içinde ele alınması gereken bir husustur. Bence ve sözlük anlamıyla rekabet eşit şartlar gerektirir.  

            Yukarıda arz ettiğimiz sorunlarımızı etkileyen bu alanda yeni bir durum daha ortaya çıkmaktadır. Birincisi devletin bu kurumlara ayrım yapmadan yaklaşması, ikincisi de devletin gücünün farklı hissettirilmemesidir. 

              Şöyle ki; Devletin bu görevi yapması zorunlu iken Belediyeler, Kızılay, bazı Vakıflar gibi, bir manada kamu destekli kurumlar eliyle bizimle rekabet ortamına girmekte, haliyle haksız bir rekabette söz konusu olmaktadır. Giderlerinin büyük bir kısmı devlet tarafından karşılanan bu kurumlar, hazırladıkları mekanları, ihale yoluyla devredip, oluşturdukları kurumlarla, kurumlarımıza rekabet üstünlüğü sağlanmasına sebep olmaktadırlar. Önerimiz, bu kurumlar eğer özel özel eğitim alanına gireceklerse kendileri ücret almadan bu görevleri yapmalarıdır. Yoksa Devlet aynı imkânları diğer kurumlarımıza da sağlamalıdır. 

              Ayrıca; Devletin sorumlu olduğu bir eğitim görevini ifa eden kurumlarımıza ayrıcalık tanıyarak, gerek Gelir Vergisi Kanununda, gerekse Kurumlar Vergisi Kanununda değişikliğe giderek kurumlarımızın vergi yükünün azaltılması, yatırımlar için teşvik edici tedbirler getirilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. 

Alanımızla ilgili yasal-mevzuat düzenlemelerinin güncelliği nedeniyle konuşmamı daha ziyade özel özel eğitim alanına indirgeyerek yaptığım için beni bağışlamanızı bekler, hepinize en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

 

 

 

 

“Eğitimin Finans Kaynakları, Eğitimde Yatırım, Rekabet Ortamları” Konulu  “2. Eğitim Çalıştayı”Sonuç Raporu 

            Eğitim alanında sadece kamu kaynakları ile AB standartlarına ulaşılamayacağı kesindir. Ülkemizin 2023 perspektifiyle küresel bazda, eğitim alanındaki geleceğini kurarken bu sürece çok değerli katkılar yapacak olan özel sektörün eğitim yatırımlarına özendirilmesi ve desteklenmesi, ülkemizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.

            Eğitim hizmetinin özel sektör tarafından verilmesi Devletin üzerindeki mali yükün hafifletilmesi anlamına gelmektedir.  Bu bilincin kamuoyunda ve bürokraside gerçek anlamıyla gelişmesi gerekmektedir.  Eğitim alanına yatırım yapacak özel sektörün desteklenmesi devlet bütcesi için bir vergi kaybı olmayıp tam aksine daha çok vergi ve daha geniş istihdam anlamı taşımaktadır.

             Bütün dünyada eğitim adına yapılan hizmetlerin tümü devletin eğitim alanındaki yükünü azaltma olarak algılandığından eğitim alanındaki yatırımlar doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmektedir.

             Ülkemizde, ek ders ücretlerinden, işsizlik sigortasından, maaşlardan, sosyal yardım ödemelerinden, gelir vergisinden, kira stopajı gibi yapılan işlemlerden yüksek oranda vergiler alınmaktadır.

       Bu nedenle;

      Özel öğretim kurumlarına; kalkınmada öncelikli yörelerde olduğu gibi Gelir vergisinin ve  SSK işveren hissesinin %80 inin Devletçe karşılanması,

      Özel öğretim kurumlarının kurumlar vergisinden istisna tutulması,

      Özel öğretim kurumlarında KDV’nin % 1’e düşürülmesi,

      Vakıf üniversitelerinin açtıkları okullar için yapılan düzenlemeler tüm özel öğretim kurumlarını kapsayacak hale getirilmesi. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi devletin eğitimden vergi alma anlayışından vazgeçilmesi,

      Resmi orta öğretim okullarında öğrenci velilerinin eğitim maliyetlerine kısmen katılımı sağlanmalıdır,

     Özel öğretimde öğrenci okutacaklardan isteğe bağlı eğitim keseneği ile Eğitime Destek Fonu sistemi oluşturulması,

      Ebeveynlerden ya da özel öğretim kurumlarından öğrenci başına kesinti ile ortak havuz oluşturup eğitimde risk sigortası sisteminin kurulması.

      Eğitim yatırımlarında yatırımcının, yatırıma başlarken veya tamamlandıktan sonra ruhsat ya da iskân belgesi alırken damga vergisi ve harçlardan muaf tutulması, özel okul binaları için ödenen yüksek harçların kaldırılması,

      Motorlu taşıt sürücü kurslarının açılışında yerleşim yerinin nüfusu esas alınmalı, Her ilde mega pistlerin oluşturması, Sürücü Belgesi harçları tek tip olması ve maksimum 100 TL olarak belirlenmesi,

      Öğrenci/kursiyere yapılan indirim kısmı için KDV tahakkuk ettirilmemesi,

       Milli Eğitim Bakanlığının, özel okullarda öğrenim gören öğrencilere, her ders yılı için öğrenci başına ilan edilen ücretlerin yarısını geçmemek üzere yardım yapılabilmesi yönünde mevzuat düzenlemesine gidilmesi,

     Özel öğretim kurumu ruhsatnamelerinin önceden olduğu gibi sadece valiliklerden (Milli Eğitim Müdürlüğünce)  düzenlenmesi

       Özel okullarda okuyan öğrencilerin velileri tarafından okul ücretini karşılamak üzere alınan kredi faizinin % 50’sini geçmemek üzere belirlenen kısmının devletçe karşılanması,

      Önlisans, lisans, master, doktora haricindeki tüm ücretli eğitim-öğretim faaliyetleri sadece, 5580 sayılı kanuna göre izin almış olan kurumlar tarafından yürütülmesi, Belediyeler, üniversiteler, halk eğitim merkezleri, sivil toplum kuruluşları, resmi kurum ve kuruluşlar ile tüzel kişilikler, eğitim hizmeti satın alma ve buna ilişkin ihale işlemlerini sadece, 5580 sayılı Kanuna göre faaliyet gösteren kurumlarla yapabilmesi,

     Eğitim yatırımları için imar planlarında eğitim kampus alanlarının ayrılması, bu alanlara yerel yönetimlerce alt yapı hizmetlerinin ortak kullanım alanlarıyla ilgili hizmetlerin götürülmesi. Kalkınmada öncelikli yörelerde uygulanan ücretsiz arsa tahsisi işlemlerinin eğitim yatırımlarına mahsus olmak üzere tüm Türkiye genelinde belediye ve hazine arazilerini kapsayacak şekilde uygulanması, mevcut imar planlarında okul arsası olarak ayrılmış alanların, özel öğretim yatırımcısına da verilmesi, imar planlarında zorunluluk olmamak kaydıyla özel öğretim kurumları için alan ayrılması,

            Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanlığı ile her türlü kamu kurum ve kuruluşunun eğitim, öğretim ve bu alanlarda görev yapacak personel konusunda yapacağı mevzuat düzenlemeleriyle ilgili çalışmalarına eğitim sektör temsilcilerinin mutlaka dâhil edilmesi,

            Birçok ülkede olduğu gibi eğitim masraflarının tamamının ya da bir kısmının devletçe ya da yerel yönetimlerce karşılanması için çözümler üretilmesi,

            Orta-düşük gelir düzeyindekiler, engelliler, üstün yetenekliler, gibi farklı öğrenci gruplarına göre eğitim maliyetlerinde kullanılacak yöntemler belirlenmesi, 5378 sayılı yasaya göre zengin fakir ayrımı yapmadan genel bütçeden kurumlara ödenen ücretten, ücretsiz öğrenci keseneği kesilmemesi ve 5580 sayılı Kanundaki ücretsiz öğrenci okutma zorunluluğunun bu kurumlarda uygulanmaması

            Dünyada resmi özel ayrımı yapmaksızın eğitimin finansmanının; Devlet, federal devlet, eyaletler, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, firmalar, eğitimden faydalananlar tarafından karşılanmaktadır. Ülkeden ülkeye farklılık gösteren bu uygulamaların, belirlenecek kriterler içerisinde ülkemizde de uygulanabilmesi için yasal düzenlemeler yapılması,

            Milli Eğitim Bakanlığı eğitim yayıncılığı alanından tamamen çekilmeli, kural koyma düzenleme ve denetleme görevi yapmalıdır.

            Programlar değişmedikçe kabul edilen ders kitaplarındaki süre sınırlaması kaldırılmalı ve Talim Terbiye Kurulundaki inceleme süresi daha objektif kriterlerle kısaltılarak şeffaf hale getirilmelidir.

            Dijital yayıncılık alanında tekelleşmeye imkân verilmemelidir

            Yardımcı kitap ve eğitim araçlarının eğitim kurumlarına tanıtılmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

            Eğitim sektörünün yaşanan ekonomik sıkıntılardan daha az etkilenmesi için zorunlu görülmektedir.

 

            Arz ederiz.

                                                                                                                                   24 – 25 NİSAN 2009