Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Özürlülere “Manevi Bakım” Önerdi

08 Haziran 2017 Perşembe, 18:31
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Özürlülere “Manevi Bakım” Önerdi

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Türkiye’deki özürlülerin durumlarını, ihtiyaç ve sorunlarını didik didik etti, uygulamada birçok sorunla karşılaşan özürlülere eğilmeyen yöneticilerin cezalandırılmasını isteyen DDK, batıda uygulanan ancak Türkiye’de uygulanmayan özürlülere “manevi bakım” sisteminin bazı haklı çekinceler dikkate alınarak Türkiye’de de uygulanabileceğini belirtti. Batıda uygulanan “Manevi Bakım” özürlülerin derecelerine göre dinsel telkinler içeren bir bakım tarzı olarak biliniyor. DDK raporunda akıl almaz dilencilik yöntemleri de bir bir sayıldı. Örneğin kimsesiz çocuklar kolları bacakları kırılıp sokağa salınıyor ve dilendiriliyor. -MANEVİ BAKIM-

Devlet Denetleme Kurulu’nun “T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı Faaliyetlerinin Denetimi ile Özürlü Bireyler, Yakınları ve Toplumun Bütün Kesimlerinde Özürlülük Konusunda Toplumsal Bilinç ve Duyarlılık Oluşturulması Amacıyla Yapılan Çalışmaların Değerlendirilmesi ve Bu Tür Çalışmaların Düzenli ve Verimli Şekilde Yürütülmesi ve Geliştirilmesi İçin Alınması Gereken Tedbirler” başlıklı 236 sayfalık raporu yayımlandı. Raporun “Manevi Bakım” bölümünde şöyle denildi: “Gelişmiş ülkelerde, manevi bakım (spiritual care), bakım hizmetlerinin bir parçası olarak kabul edilmekte ve uygulanmaktadır. Ülkemizde ise, bazı endişeler nedeniyle, manevi bakım uygulanmamaktadır. 19-23 Kasım 2007 tarihleri arasında düzenlenen “bakım” konulu özürlüler şÃ»rasında manevi bakım gündeme getirilmiş ve bazı uzmanlar tarafından önerilmiş olmasına karşın, kabul edilmemiştir. Bazı çekinceler haklı olmakla birlikte, manevi bakımın olmamasının bir eksiklik olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle, manevi bakımın bir model olarak uygulanabilmesi konusunda çalışmalar yapılması ve ülkemiz şartlarında uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.”

TÜRKİYE’DE 8.4 MİLYON ÖZÜRLÜ VATANDAŞ VAR- Çevre kirliliği, güvensiz gıda, sosyal gerilimler, demografik değişimler gibi, özürlülüğe yol açan yeni sebepler ortaya çıktığını ve özürlülük oranının azalmasına engel olduğunu belirten DDK, şu bilgileri verdi: “-Bu yüzden, gelişmiş ülkelerde özürlülük oranı, gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelere göre daha az değildir. -2002 yılında, Türkiye İstatistik Kurumu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan “Türkiye Özürlüler Araştırması” sonuçlarına göre, ülkemizde yaklaşık 8,4 milyon özürlü vatandaş vardır ve bunun toplam nüfusa oranı yüzde 12,29’dur. -Özürlü vatandaşların yüzde 9,7’si süreğen hastalığı olanlar; yüzde 1,25’i ortopedik, yüzde 0,48’i zihinsel, yüzde 0,38’i dil ve konuşma, yüzde 0,37’si işitme, yüzde 0,6’sı görme özürlü bireydir. Araştırmaya göre özürlülerin yüzde 21’i okuryazar değildir. Özürlülerin yalnızca yüzde 13,7’si mesleki eğitimden faydalanabilmektedir. -Özellikle 2005 yılından sonra, “yardım temelli’ bir anlayıştan, “hak temelli’ bir anlayışa geçişin izleri mevzuata yansıtılmaya çalışılmıştır.”

YAPMIŞ OLMAK İÇİN YAPMANIN ÖTESİNE GEÇİLEMİYOR”- DDK 2005’ten sonra özürlüler alanında büyük başarılar sağlanmasına karşın, bakım, eğitim, istihdam, ulaşabilirlik gibi birçok konuda özürlülerin karşı karşıya olduğu çok ciddi sorunların devam ettiğini bildirdi. Bu sorunların bir kısmının, kurumların, personel ve ekipman olarak yeni politikalara cevap verebilecek donanıma sahip olmamasından kaynaklandığını kaydeden DDK şöyle dedi: “Yeni politikaların hayata geçirilememesindeki asıl önemli sorun, kurum yöneticilerinin kendilerini yeni politikalarına uyarlamaları konusundaki isteksizlikleridir. Yapılan çalışmalar, birçok durumda, “yapmış olmak için yapma’nın ötesine geçememektedir. Kurum binasının girişine tekerlekli sandalyeler için rampa gibi çok kolay bir fiziki düzenlemenin bile çoğu kurumda yıllardır yapılmamış olması bunun en basit göstergesidir.” -“ÖZÜRLÜ OLMAYANLAR, ÖZÜRLÜ TAKLİDİ YAPIP FARKINDALIĞI ARTIRSIN”- DDK toplumda sevgi ve saygı kazanmış, Devlet adamı, iş adamı, bilim insanı, sanatçı, edebiyatçı, müzisyen, spor adamı ve benzeri şahsiyetlerin özürlü taklidi yapıp, toplumda özürlülere yönelik farkındalığı artırmasını bir örnek proje olarak önerdi. -DÜŞES’İN HABERİ TÜRKİYE’YE ZARAR VERDİ”- Raporda, “Avrupa ve Dünya gündemine oturan ve 6 Kasım 2008 tarihinde York Düşesi Sarah Ferguson “Düşes ve Kızları: Onların Gizli Görevi’ başlığıyla yayımlanan SHÇEK’e bağlı Ankara Saray Rehabilitasyon Merkezi ve İstanbulZeytinburnu Rehabilitasyon Merkezi’nin görüntüleri, Türkiye’nin itibarını zedelemiştir” denildi. -TEK ÇATI EFSANESİ- 1970 tarihli 12 Mart darbesinden bu yana dile getirilen, özürlülerle ilgili kuruluşların “tek çatı altında toplanması” önerilerinin gerçekleşmemesine de değinen DDK, “Sosyal yardım ve hizmetlerin tek çatı altında toplanması hususunda, bazı siyası parti veya kamu kurum ve görevlileri tarafından uzun zamandır ortaya konulan niyet beyanları bugüne kadar gerçekleşememiş olduğundan mezkûr dağınıklık devam etmektedir” dedi. -KORKU FİLMİ GİBİ DİLENCİLİK ÖRNEKLERİ: ÇOCUKLARIN KEMİKLERİ KIRILIYOR- DDK şu önerilerde bulundu: “-Özürlü ailelerine, yeterli mali destek sağlanmalıdır. Ayrıca, özürlünün bakımına yardımcı olacak, bakıcı aile bireylerinin kısmen bağımsızlaşıp diğer sosyal ihtiyaçlarına zaman ayırmasını sağlayacak şekilde bakıcı eleman desteği verecek, “semt sosyal hizmet ve yaşam merkezleri’ kurulmalıdır. -Öte yandan, özürlü ebeveynlerinin çocuklarıyla ilgili ‘ben öldükten sonra o ne yapacak?’ endişesini büyük ölçüde giderecek şekilde ‘bakım sigortası ve bakım güvence sistemi’ oluşturulmalıdır. Bu sistemin oluşturulması için gerekli Kanun değişikliği yapılmalıdır. -Mevzuatta birçok kurum ve kuruluşa ulaşabilirlikle ilgili önemli görev ve sorumluluklar verilmiştir; ancak bunların karşısında yaptırımlar belirlenmediği için, yöneticiler görevlerini yeterince yerine getirmemektedirler. Zaman genişliği ve yaptırım olmayışı, iş yapmazlığı teşvik edici bir etkiye sebep olmuştur. Fiziki düzenlemelerle ilgili en basit tedbirlerden biri olan, merdiven veya kaldırımlar yanında rampa yapılması konusundaki eksiklikler, ilgisizliğin en önemli göstergesidir. Başta okullar olmak üzere birçok kamu binasında rampa bulunmamaktadır. Toplu taşıma araçlarının çok azı özürlülerin kullanımına uygundur. -Fiziki çevrenin (bina, yol, kaldırım, yolcu durakları, park, sosyal ve sportif tesisler), toplu taşıma araçlarının, Resmi internet sitelerinin özürlülerin kullanımına elverişli hale getirilmesi ve mevzuatın yöneticilere yüklediği görevlerin yapılması için tedbirler alınmalı, yaptırımlar belirlenmeli ve sorumluluklarını yerine getirmeyenlere (kamu yöneticileri dahil) yaptırımlar tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır. İşaret dili oluşturma çalışmaları bir an önce sonuçlandırılmalıdır. -Bazı özürlü derneklerinin, kanunlara aykırı şekilde gelir toplama ve harcama şeklinde özürlüler üzerinden menfaat sağladığı yönündeki haberler, zaman zaman medyada yer almaktadır. Öte yandan İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Denetçileri tarafından yapılan denetimlerde de bu hususlar tespit edilmiştir. Özürlülere eğitim ve rehabilitasyon hizmeti veren merkezler tarafından da özürlülüğün istismar edildiği, sahte belge ve bilgilerle haksız kazanç sağlandığı, 2008 yılında MEB Müfettişleri tarafından yürütülen denetimlerde ortaya konulmuştur. -Özürlülüğün, hem başkaları hem de özürlülerin kendileri (aileleri) tarafından istismarında en yaygın uygulama, özürlülerin dilen(diril)mesidir. Dilencilik bir kazanç kapısı olarak kaldığı sürece, Raporumuzun ilgili bölümlerinde anlatıldığı üzere; sağlıklı ama kimsesiz çocukların kollarına, bacaklarına ya da görünür yerlerine sarımsak bağlanarak yaraya sebep olma, sonra ilaçlarla yarayı sürekli hale getirme; kemik gelişimi tamamlanmamış çocukların kıkırdakları üzerine baskı yaparak bedensel deformasyona neden olma; kol ve bacakları kırıp kemikleri yanlış kaynatma gibi insanlık dışı uygulamalar devam edebilecektir. Bu yüzden dilencilikle mücadelenin hem insanlık mücadelesi hem de özürlülükle mücadele kapsamında ele alınması gerekir. -Görevini yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında gerekli yaptırımlar tavizsiz bir şekilde uygulanmalı ve bu konularda raporlar hazırlanarak kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. -Özürlülerin ebeveynlerinin yüzleşmek zorunda oldukları diğer bir sorun cinsellik konusundadır. Sosyal hayata katılma ve sosyal rollerdeki eksiklikler, bazı özürlü gruplarında cinsel yönün daha fazla ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Bazen özürlü bireyi kontrolsüz davranışlara sevk eden bu sorun, cinsel istismara da sebebiyet verebilmekte, kimi özürlü aileleri sosyal ilişkilerine sınırlama getirmek zorunda kalmaktadır. Bu konularda, aileler kendi hallerine terk edilmemeli bilimsel çalışmalarla bir devlet politikası oluşturulmalıdır.” (ANKA)